Ayvalık yakınında bir ada hayatı: Cunda ya da Alibey Adası

Ayvalık kıyılarının karşısındaki, birçok İstanbullunun da hafta sonları severek gitmeyi tercih ettiği, Alibey Adası da denilen küçük ve cazip Cunda Adası’nı duymamış olabilirsiniz. Küçük dedik ama aslında Ayvalık Körfezi’ndeki adalar grubunun en büyük adası olan Cunda’yı yine de bir günde (ya da ağırdan alırsanız iki günde) boydan boya gezebilirsiniz.

Cunda kalabalık oluyor mu? Kesinlikle evet! Uzak mı durmalısınız? Asla! Ancak, Instagram’a düşen kafe ve restoranların ötesine bakmalı ve bu adanın size sunduğu cevherleri keşfetmelisiniz! Bize güvenin; kentin uğultusundan koptuğunuz anda önünüze tamamen farklı bir manzara serilecek! Cunda, ona ayıracağınız zamanı hak ediyor ve sizi muhteşem görüntüler ve eşsiz bir dinginlik ile ödüllendiriyor. Özgünlük arayanlar bu rehberde Cunda’ya göz atmalı.

Güzelliğe Bayılmadınız Mı?

Güzelliğe Bayılmadınız Mı?

Cunda Adası: karanlık bir geçmiş, parlak bir gelecek

Bugün Cunda’da dolaşırken hiçbir şey size bu mutlu adanın eski sakinlerinin yaşamak zorunda kaldıkları karanlık zamanlarla ilgili ipucu vermez. Cunda da 1923’te tıpkı Kayaköy ya da Eski Doğanbey gibi Yunanistan ve Türkiye arasındaki mübadelenin yaşandığı merkezlerden biriydi. Lozan Antlaşması sonucu uygulanan nüfus mübadelesi, çoğunluğu Rum olan ada nüfusu üzerinde 1914’ten beri süren sistemik eziyetin son perdesi olmuştu. Az sayıdaki adalı Rum, Yunanistan’a gitmeye zorlandı ve Girit ile Midilli adalarından da Türk nüfus getirilerek Cunda’ya yerleştirildi.

Sessiz Bir Arka Sokak

Sessiz Bir Arka Sokak

Sevilmeyecek Nesi Var?

Sevilmeyecek Nesi Var?

Bugün bakımsızlıktan dökülen birçok eski Rum evi onarılmıştır ve adayı, eğer Ege yaşam tarzı diye bir şey varsa onun kutlanmasına uygun bir şekilde neşe ve hayat dolu bulursunuz. Burası her yıl artan bir merak ve ilginin odağı olan turistik bir merkezdir. Her yerde olduğu gibi bunun iyi yanı da, kötü yanı da var doğal olarak. İyi yanı var, çünkü artan ziyaretçi sayısı, adanın eski güzelliğine kavuşması için onarımına maddi olanak sağlıyor. Kötü yanı ise çok sayıda turistin gelmesi, bilindiği gibi o toplumun ruhunu yitirmesine yol açıyor.

Cunda söz konusu olduğunda da ada sahillerinin yavaş yavaş turistlerin bitmeyen beklentilerine boyun eğerek değiştiğine tanık oluyoruz. Ancak, günün en popüler mekânlarının ötesine geçmeyi göze alanları bekleyen, bakir bir doğa ile kaynaşmış göz kamaştırıcı bir mimariden oluşan muhteşem bir ada bulunuyor ve sizi görece bakir yerleşim yerlerinin dar sokakları ile sürprizli köşelerine davet ediyor.

Bu Sokak Çok Güzel Değil Mi?

Bu Sokak Çok Güzel Değil Mi?

Hasanaki, Çarşamba Kendi Rakınızı Getirin!

Hasanaki, Çarşamba Kendi Rakınızı Getirin!

Alibey Adası’ndaki kasabayı keşfedin

Çoğunluk için bu kasabanın kendisi bile büyük kalabalıkları kendine çekmeye yeter. Nedeni ise çok açıktır. Ada sahili dondurmacı, kafe ve restoranların yanı sıra, isteyenleri yakındaki adalara geziye götürmek için bekleyen teknelerle doludur. İsterseniz burada günün birkaç saatini, kızarmış dondurmanızı yerken etrafı seyrederek keyifle geçirebilirsiniz. Sonra da arka sokakların cazibesine kapılmanız kaçınılmazdır. Çarpıcı evleri ve ilginç dükkânlarıyla bu sokaklar çoğunlukla dar ve davetkârdır. Bu kasaba, gece gündüz uğuldayan bir renk denizidir.

Malzeme Ve Renkler İle Deneyler

Malzeme Ve Renkler İle Deneyler

Bir Renk Patlaması Daha

Bir Renk Patlaması Daha

Kasabadaki birkaç Cunda simgesi

Cunda’ya istiyorsanız kalabalıkların akın ettiği zamanlarda gidin, ama önemli özellikler taşıyan şu birkaç yeri de gezi planınıza ekleyin; çünkü bunlar geçmiş ile bugünü benzersiz biçimde yoğurarak belli bir ölçüde kutsal simgeler haline gelmiştir.

Aya Yorgi Kilisesi – Sevim-Necdet Kent Kütüphanesi

Önce yukarı, eskiden Aya Yorgi Kilisesi olan ve şimdi ise işlevi değiştirilen Sevim-Necdet Kent Kütüphanesi’ne gidelim. Kütüphane, eskiden Aya Yorgi Kilisesi ve Manastırı’nın oluşturduğu kompleksin şapeli içinde yer alıyor. Yanındaki değirmen ise eskiden manastırın ununu sağlıyormuş. Şapel, restorasyon öncesi çok bakımsızmış; değirmenin ise sadece temelleri varmış. Onarılan tarihi yapılar 2007’de Rahmi M. Koç’un desteğiyle kütüphane olarak açılmış.

Kütüphaneye, kendi kitaplığından 1300’ün üzerinde kitap bağışlayan emekli büyükelçi Necdet H. Kent ile eşinin adı verilmiş. Pek çok kişi kurala uymasa da içeride fotoğraf çekilmesi yasak, ama inanın yapının iç tasarımı görmeye değer. Ücretsiz girişten yararlanın ve kütüphanenin müthiş manzaralı küçük kafesinde de bir kahve keyfi yapın.

Panaya Kilisesi

Sevim-Necdet Kent Kütüphanesi’nin hemen aşağısında Panaya Kilisesi’nin kalıntılarını göreceksiniz. Sadece üç duvarının ayakta kaldığı görülen, 1850’lerden kalma bu kilise de belki bir zaman sonra Aya Yorgi ve Aya Taksiyarhis Kiliseleri gibi birisinin bir plan yaparak binayı onarması sonucu ayağa kalkabilir.

Alibey Adasında Yıkık Panaya Kilisesi

Alibey Adasında Yıkık Panaya Kilisesi

Panaya Kilisesinin Dik Duran Üç Duvarı

Panaya Kilisesinin Dik Duran Üç Duvarı

Taksiyarhis Kilisesi – Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi

Önce Aya Yorgi Kilisesi’ne gittiyseniz, terasından Aya Taksiyarhis Kilisesi’ni görmüşsünüzdür. Bu Rum Ortodoks kilisesi, daha eski bir yapının temelleri üzerine 1873 yılında baş melekler Cebrail ve Mikail’e ithaf edilerek yapılmıştır. Neo-klasik tarzda inşa edilen, kemerli pencereleri olan bu tek kubbeli bazilikanın yapımında sarımsak taşı diye de anılan yerel kireç taşı kullanılmıştır ve bir çan kulesi halen ayaktadır. Binanın galeri bölümü, yapıldığında kadınların ibadetine ayrılmıştır. Kireç sıvalı iç duvarlar dinsel figürler ile çiçekli ve geometrik motiflerle süslüdür.

Kilise, 1927-1928 yıllarında minaresiz olarak camiye çevrilmiş, dini tasvirlerin üzeri boyayla kapatılmış. 1944’teki depremde çok fazla hasar gördükten sonra terk edilen yapı, tamamen yıkılmaya terk edilmiş. Zaman içinde tehlike arz etmeye başlayan yıkıntılar, hazine avcıları tarafından daha da fazla tahrip edilmiş. Nihayet 2014 yılında 22 ay süren bir restorasyon projesi sonucunda Taksiyarhis Kilisesi, Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi olarak yeniden açılmış. Müzede yer alan koleksiyonlar ise, İstanbul ve Ankara’daki Rahmi Koç müzelerinde olduğu gibi, klasik oyuncaklar, model tekneler, eski otomobil ya da buhar makineleri gibi parçalardan oluşuyor.

Manzaraların Hakimi, Taksiyarhis Kilisesi

Manzaraların Hakimi, Taksiyarhis Kilisesi

Mükemmel Biçimde Restore Edilen Taksiyarhis Kilisesi

Mükemmel Biçimde Restore Edilen Taksiyarhis Kilisesi

Müze girişinde küçük bir ücret ödeniyor, ama bize sorarsanız, içerideki koleksiyon ilginizi çekmiyor olsa bile binanın kendisi bu bedeli fazlasıyla hak ediyor. Müze, Pazartesileri hariç her gün açık; arife günleri dâhil dini bayramlar ile yılın son günü ve ilk günü kapalı. Ekim ile Mart ayları arasında saat 10 ile 17 arası, Nisan ile Eylül ayları arasında saat 10 ile 19 arası gezilebiliyor.

Despot Evi

Despot Evi bir zamanlar Cunda’nın en muhteşem evlerinden biriymiş. Eskiden sahip olduğu görkeme kavuşması için dört yıl süren onarım çalışmaları bittikten sonra lüks bir butik otel olarak yeniden açılmış. Despot ya da Papaz Evi, 1862’de doğduğu yer olan Cunda’ya dönen bir papaz tarafından yaptırılmış. Rum halkın bağışları ile deniz kıyısında yaptırdığı bu görülesi yapıya, o zamandan beri Despot Evi denmiş. Papazın ölümünden sonra, 1877 yılı civarında Osmanlılar binayı hükümet binası olarak kullanmaya başlamış. Daha sonra, 1920’lerin başlarında bina yetimhane ve ilkokul olarak kullanılmış. Bundan sonra da, yaşamına otel olarak devam edeceği zamana kadar ağır ağır yıkıma terk edilmiş.

Restorasyon çalışmalarını hızlandırılmış bir şekilde buradan izleyebilirsiniz.

Ünlü Despot Evi

Ünlü Despot Evi

Taş Kahve

Taş Kahve, farklı bir kategoride yer alan bir simge yapıdır. Bu ‘anıt’, Alibey Adası’nın en sevilen kafesidir. Ziyaretçi ve turistler arasındaki ününe karşın burası, yerli halkın da bir araya geldiği bir mekândır. Üç kuşak boyunca aynı aile tarafından çalıştırılan bu aile işletmesi, Türk kahvesi ve Ayvalık tostu ile ünlüdür. Kahve ya da tost ile pek aranız yoksa da üzülmeyin, menüde size uygun mutlaka bir şeyler bulursunuz!

Yerel Favorilerden Taş Kahvenin İçinde

Yerel Favorilerden Taş Kahvenin İçinde

Despot Evi’nden Taş Kahve’ye doğru yürürseniz, ‘gündönümsel güneş saati’ni gözden kaçırmayın! Bu, etkileyici bir terminoloji olarak görülebilir. Gündönümsel güneş saati kısaca, yere elips şeklinde çizilmiş, ortasında takvim bulunan bir çeşit güneş saatidir. Güneşli bir günde saati öğrenmek için o günün tarihi üzerinde durup gölgenizin düştüğü noktaya bakmanız yeterli!

Analematik Güneşlenmeyi Denemeyi Unutmayın

Analematik Güneşlenmeyi Denemeyi Unutmayın

Cunda Adası: görülesi diğer yerler

Cunda’nın arka sokaklarında dolaşırsanız kendinizi daha sessiz ve sakin bir ortamda bulursunuz. Ama asıl ada etrafında bir tura çıktığınızda, Alibey Adası’nın neredeyse tamamen bakir doğasını keşfedersiniz. Adanın sadece bir bölümünde yerleşim bulunur. Dolayısıyla gerçekten dingin bir deneyimin peşindeyseniz, kendinizi toprak yollara atmalısınız.

Merkezin dışında birkaç Alibey Adası simgesi

Kızlar Manastırı

Önce kuzeye doğru yol alırsanız, adalardan biri üzerindeki Kızlar Manastırı’nın harabelerini göreceksiniz. Evangelistria diye de anılan manastıra sadece denizden tekne ile ulaşılabiliyor. Tamamen harabe durumunda olduğu için, etrafındaki 360o doğa manzarasını oluşturan sahilden de onu seyretmeniz mümkün.

Kızlar Manastırı Yıkıkları

Kızlar Manastırı Yıkıkları

İğdeli Koyu

Toprak bir yolda yapacağınız sarsıntılı bir yolculuktan sonra ulaşacağınız İğdeli Koyu, size sığ bir sahilde eski bir Rum yerleşim yerinin kalıntılarının yanı sıra, içinde bulunduğumuz modern zamanların kaçınılmazı olan ‘beach club’ların hem gösterişsiz hem de lüks olan birkaç örneğini sunacaktır. Daha sakin ve ücra bir yer arıyorsanız da yola devam etmeniz yeterlidir.

İğdeli Koyu'nda Bembeyaz Evler

İğdeli Koyu’nda Bembeyaz Evler

Sobe plajı ve Pateriça Burnu

İğdeli Koyu’na giden yolun kötü olduğunu düşünüyorsanız, kırsalda daha ileri gittiğinizde karşılaşacağınız yol koşullarına kendinizi önceden hazırlamalısınız. Biraz sarsılacaksınız, ama merak etmeyin yolda kalmazsınız. Cunda’nın kuzeydoğudaki en uzak noktası tam bir mutluluk kaynağı! Önce, çoğu onarılmış birkaç güzel eski Rum köy evinin bulunduğu ve yüzmek ya da sadece keyifle seyretmek için hoş bir koy olan Sobe plajına geliyorsunuz. Sobe plajından sonra yol sizi, yerleşimin daha az olduğu ve çok daha büyük bir dinginliğin sizi beklediği Pateriça Burnu’na götürür.

Sobe Ve Pateriça Burnu'nu Keşfetmek

Sobe Ve Pateriça Burnu’nu Keşfetmek

Sobe Plajı'nın Sakin Suları

Sobe Plajı’nın Sakin Suları

Ayışığı Manastırı

Sobe plajından sonra daha kuzeye çıkarsanız, Ayışığı Manastırı’na gelirsiniz. Deniz kıyısında bulunan bu yapı kompleksi, üç yıl süren bir restorasyon çalışmasının ardından 2012 yılında hem müze hem de ‘Suzan Sabancı / Haluk Dinçer Evi’ olarak açıldı. Özel konut olmasının yanı sıra yapı, müze olarak ve kültür/sanat etkinliklerine ev sahipliği yaparak da işlev görüyor. Bu özel mülkü 1 Mayıs, 31 Ekim tarihleri arasında sadece Salı ve Çarşamba günleri, saat 10 ile 15 arası ziyaret edebilirsiniz.

Ayışığı Manastırı’nın içinde fotoğraf ya da video çekimleri yapmak yasak. Sizi orada nelerin beklediğini öğrenmek isterseniz, restorasyon çalışmaları için bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz; bu küçük fotoğraf galerisi, onarım öncesi ve sonrası görüntüleri, daha da derine inmek isteyenler için restorasyon çalışmalarının akademik araştırma ve fotoğraflarını içermektedir. Yol durumuna gelince, yeni yapılmış olan aşağıdaki yol mükemmel, oldukça keyifli yol alıyorsunuz.

Akvaryum Koyu

Cunda Adası’nın kuzey bölgesini keşfettikten sonra Akvaryum Koyu’nda gün batımını izlemek, size günün armağanı olacaktır. Bu kez, ‘en güzel nokta’ olarak anılan yere ulaşmadan önce yemyeşil çam ormanlarından geçen yenilenmiş yolda araba sürmenin keyfini çıkaracaksınız. Güzel bir manzara için bu yolu kat etmeye değip değmeyeceği size kalmış, ama en azından sizi keyiflendireceği kesin. Bu arada merkezin uzağındaki bu noktaya geldiğinizde bir şeyler yiyip içmek isterseniz, birkaç kamp yeri ve kulüpten servis alabilirsiniz.

İşte, En Güzel Nokta!

İşte, En Güzel Nokta!

Cunda’ya nasıl gidilir?

Biz, tüm adayı rahatça dolaşabilmek için en iyi yolu seçtik ve arabayla gittik. Bir adaya nasıl arabayla gidilir diye merak edebilirsiniz. Burada sihir ya da suda giden bir araba söz konusu değil. Cunda, anakarayla arasında bir boğaz bulunup, ona bağlanan dünyanın en eski köprüsüne sahip olan bir adadır. Aracınızı kolayca park etme olanağı bulmak için marinayı geçip batı yönünde ilerlerseniz, belediyeye ait otoparka ulaşırsınız.

Toplu taşımadan yararlanacaksanız iki seçeneğiniz var; Cunda’ya çalışan dolmuşlar olduğu gibi yaz aylarında Ayvalık’tan adaya feribot seferleri de yapılıyor. Ayrıca hem Ayvalık’tan hem de İzmir – Çanakkale ana yolundan otobüsler kalkıyor.

Ana yoldan kalkan A ve B hattı araçlarının güncel tarifelerine ulaşmak için buraya dokununuz.

Ayvalık merkezden kalkan A ve B hattı araçlarının güncel tarifelerine ulaşmak için buraya dokununuz.

Toplu taşıma kullanacaksanız bizim önerimiz Ayvalık’tan Cunda’ya feribotla gidilmesi yönünde olacak. Ne yazık ki çevrimiçi tarife olmadığı için daha genel rehberlerden yararlanabilirsiniz. Ayvalık-Cunda feribotları yalnızca yaz ayları, Eylül sonuna ya da Ekim başına kadar işler. Saat başlarında, Cumhuriyet Meydanı’nın hemen güneyindeki küçük iskeleden kalkan feribot, adaya 15-20 dakikada varıyor. Son sefer genellikle gece yarısı yapılıyor, ama binmeden önce bunu doğrulatsanız iyi olur!

Bir Dağ, Bir Yel Değirmeni daha

Bir Dağ, Bir Yel Değirmeni daha

90 Paylaşımlar

Bunları da beğenebilirsiniz:

Bunları da beğenebilirsiniz:

Ayvalık yakınında bir ada hayatı: Cunda ya da Alibey Adası